27 Şubat 2015 Cuma

Eserin Adı : Hayatın Kaynağı
Eserin Orjinal Adı : The Fountainhead
Yazar : Ayn Rand
Yayınlanma Tarihi ve Yeri : 2010, İstanbul
Yayın Evi : Plato Film Yayınları
Türü : Roman
Sayfa Sayısı : 972
Puanım : 4.5
Konusu : Dünya bizleri kurtarma ve bize iyilik etme aşkıyla dolu insanlar tarafından hep kana bulandı. Tarihteki bütün savaşları yürekleri iyilikle dolup taşan, kendini bir dava uğruna feda ettiğini düşünen kurtarıcılar çıkardı.Hitler Almanları, Stalin işçileri, Mao köylüleri kurtarmak için dünyayı kana buladı. Milyonlarca insan kurtarıcıların şefkat dolu ellerinde can verdi. Onlar hep "biz" dediler, hiç ben deyip kendilerini düşünmediler. Ama bilim, zenginlik, hayatı kolaylaştıran, yaşanır kılan her türlü buluş, bilgi kendi çıkarları için çalışan, işini iyi yapan bencilerin eseriydi. Onlar hiçbir zaman biz olmadılar. Sadece işlerini iyi yapmaya çalıştılar ve bizlere rağmen başardılar.Elinizdeki kitap, dünyanın fedakarlık tüccarları tarafından yok edilmemesi için bir Akıl Kalkanıdır. Ben'in bir savunucusu ve kalabalıklara karşı duran yaratıcılara verilmiş bir ödüldür. Aklın ve mantığın yolunu izlemek isteyen herkese bu rehberi takdim etmekten onur duyuyorum.-Sinan Çetin-

Kitap Hakkındaki Yorumum :

Kitap oldukça kalın olmasıyla göz korkutucu bu kalınlığına bir de dokuz punto minicik yazıları eklenince benim gibi göz sorunu yaşayanlar için okumak zorlaşıyor. Ancak içeriği öylesine dolu ve anlamlı ki, tüm bunlara rağmen okumaktan kendinizi alamıyorsunuz. Bireyselciliği savunuyor kanının son damlasına kadar. Bunu biraz apartmış ve mistik bir belli oluş durumu eklemiş olsa da, fikirlerine katılmamak mümkün değil. Howard Roark'ın adeta alnında yazıyor kendiliğine olan aşkı. Ve onunla karşılaşan ve toplumculuğa öykünen herkeste bu kitaptaki hemen her karakter oluyor, bu oluşu bir şekilde hissetmekte ve bu Howard Roark'tan çılgın bir itilişle nefret etmelerine sebebiyet veriyor. Kendi kişiliklerini taşıma bir kişilikle, bir başkasının dayattığı anlayışla değiştirmeye mahkum olmuş bu insanlar toplumun genelini oluşturuyor. Sanat sanat için midir? Sanat toplum için midir ? ikilemine burada üçüncü bir ayak ekleyerek Sanat kişi için midir? diye soruyor yazar. Adeta diğer iki maddeyid e çürüterek. Çünkü toplumların kendi sanat zevklerinin oluşamadığından, başkalarının dayatmaları altında oluşturdukları sanat zevklerinin olduğundan bahsediyor. Bu durumda ne toplumun ne de sanatın kendi anlaşıyışı geçerliliğini koruyamıyor. Sanat kişi içindir, sözü doğrulanıyor. Gerçek anlamda yaratım kişinin kendi öz bilincinden çıkan tüm diğer akımları, tüm diğer beğenileri alt eden ve devrimci yıkıcı bir nitelik taşır diyor. Ve bunu sadece yine kendisi gibi kişi olmanın farkındalığında olan anlayabilir. Diğerlerinin gözünde, edinilmiş akıllar taşıyanların gözünde bu sanat olmaktan çok kendilerine yapılmış bir hakaret biçimidir. Ve sırf edinilmiş akıllar oluşturarak bir toplumun sanat anlayışının nasıl da yerle bir edilebileceğini anlatıyor. Bu bireyselliği mahkeme de yargılamaktan da, üzerine sürekli gitmekten de geri durmuyor kitap boyunca. Hikayenin ekseninde kendi öz inanışını şahane bir şekilde vermeyi başarıyor. Bu başarıda yarattığı her karakter eksiksizce işini yapıyor. İster bireyselciliğe inanın, ister toplumların ortak aklına inanın bu kitap her iki düzlemi temsil edenler için de okumaya değer. Yaratılan karakterlerin gerçeküstülüğünün inanılmaz bir geçeklikle verilmiş olması kitabın en büyük başarısı. Dışarıda Howard Roark gibi, Ellsworth Toohey gibi, Gail Waynand gibi, Peter Keating gibi ya da Dominique Francon gibi insanlar olmayabilir, ama ruhlarında birileri bu karakteri taşıyor. Keyifli Okumalar Dilerim.