1 Ocak 2015 Perşembe

Eserin Adı : Fi
Eserin Orjinal Adı : Fi
Yazar : Akilah - Azra Kohen
Yayınlanma Tarihi ve Yeri : 2013,İstanbul
Yayın Evi : Goa
Türü : Roman
Sayfa Sayısı : 592
Puanım : 3.5
Konusu : Fi, deneyimin içinde kaybolmak yerine korkmadan deneyime sahip olmanın yolculuğudur, içinde bolca bulunan manipülasyon, seks, aldatma ve aldanma hikayeleri belki herkesin dikkatini çekebilir ama gerçeklerden yola çıkarak ulaşılmak istenen yerde sadece farkındalık vardır.Fi, güzelliğin lanetlendiği, zekanın yağmalandığı, iyinin kurban edildiği ve kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegende, içine doğduğumuz bu kutsal hayatı kutlamak için yazılmıştır. Kendi potansiyelini keşfetme cesareti gösterebilmiş gerçek kişilere, çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara adanmıştır.Bu kitap herkes için yazılmadı.Farkındalığın ne kadar önemli olduğunu, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, doğduğumuz andan itibaren olmamız gerekenden uzaklaştırılarak prototip bir toplum yaratığına dönüştürülmek için işkencelere maruz kaldığımızı, bu insansı hayvanın 'kişi' olabilmek için varlığı adına yapması gereken en önemli şeyin, kendini gündelik yaşamdan koruyarak bireyselliğini keşfetmesi gerektiğini, kutsal 'merak'ımızın kendi potansiyelimiz dışında her yere yöneltilerek zehirlendiğini,asıl değerli olanın bizim için önemsizleştirilmeye çalışıldığını fark etmiş ya da fark etmeye hazır herkes için yazıldı, gerisiyse hikaye...

Kitap Hakkındaki Yorumum :
Bundan önceki yorumlarımda kitaplardan tüyolar vermemek için kısa yorumlar yapmayı tercih etmiştim ama sanırım arada uzun uzadıya kitap incelemeleri de yapmak gerekiyor. Bunu ilk kez bu kitapta deneyeceğim. Kitap hakkında o kadar çok reklam yapıldı ki, bir süre sonra neymiş ya bu kitap bir bakıyım demekten kendimi alamadım. Genelde bu tip aşırı tanıtımı yapılan kitapların içeriğinin boş çıkması ihtimalini de göz önünde bulundurarak ve temkinli bir şekilde okumaya başladım. Nedense sosyal medyada çıkan tanıtımlardan, yorumlardan karşımda bir kişisel gelişim kitabı bulmayı bekliyordum. Hiç böyle bir kitap olmadığını öncelikle belirtmeliyim. Kitabın tarzı, Grinin Elli Tonu veya Gabriel'in Cehenneminin tarzına oldukça yakın. Kitabın ismi eski mısır ve yunanlılar tarafından bulunmuş olan fi sayısından geliyor. Bu sayı 1.168.. ve bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği düşünülen geometrik ve sayısal bir oran bağıntısı. Mimari ve sanatta kullanılmış, irrasyonel bir sayıdır ve göze güzel gelen orantıyı temsil ettiği düşünülür. Kısacası altın orandır. 
Kitabın ismiyle birlikte ortaya atılan felsefe Tanrının çatlama cesaretini gösteren her tohumda, gördüğünün ötesini hissetmek için acıyı göze alan her ruhta, deneme cesaretini gösteren her düşüncede var olması ve korkusuzca, doğallıkla kendini deneyimlemesi olarak veriliyor. Fakat o kadar çok ve değişik felsefe yapılmış ki kitapta, her karakter kendi felsefesini yapmaya çalıştığı için çorba bir durum söz konusu, ana karakter olarak görülen Can Manay'ın muhtemel olan bir kimlik hırsızlığı durumu var ve buna dokun durulsa da net olarak açıklanmıyor. Kendisini nimetten sanan, üstün gören ve diğer tüm insanları aşağılayan bir egosantriklik seviyesine ulaşmış Can Manay, televizyonda bir psikoloji programının yapımcısı ve sanat dünyasına, sosyeteye oldukça yakın, o dünyada söz sahibi. İnanılmaz yozlaşmışlığını görmeyip, insanları kendi yaptığı ve her zaman karlı çıktığı alışverişte hiç bir zaman çatlama cesaretini gösteremeyecek olan tohumlar olarak etiketlemiş, tüm insanlardan tiksinen ve saplantılı bir karakter. Alışverişte başarılı olanların bu hayatta yaşayabileceğini geri kalan herkesin acınası bir hayata mahkum olduğunu düşünüyor. Kendisi hiç bir şekilde Fi oranlarına uymasa da bir Fi takıntısı olması da tüm bu itici özelliklerine daha fazla iticilik katıyor bence. Hayatımda bu kadar itici bir baş roman kahramanı görmedim desem yeri. Sefiller romanında ki Javert'in bile bir çekici, anlaşılır tarafı var.
Kitaptaki karakterlerin tamamı bir şekilde yoz olana bulaşmış, egoları şişkin ve itici karakterler. Yazarın tüm karakterlere bir öfke duyduğunu düşünüyorum ya da gerçek hale getirebilmek için karakterleri öylesine evirip çevirmiş ki sonuç bu iticilikle sonuçlanmış. Birbiri ardına felsefe yapan bunca karakterin tek bir kitapta toplanması, her birinin kendi felsefelerine körü körüne bağlılığı fikirlerdeki değişmezlik, bükülmezlik öylesine sirayet etmiş ki hikayeye sert bir kitap çıkmış ortaya. Kitabın bir yerinde deneyimleyerek değişmenin kendinden uzaklaşmak olduğunu söylerken, başka bir yerde deneyimi övüp, diğer bir karaktere deneyimlemek saçmalık ben oluyorum varoluşumun içinde dedirtiyor yazar. 
Bu felsefeden süzülmüş çıplak hikayede ise saplatılı bir aşkın peşinden giden bir adam Can Manay,  Ada ve Göksel, saplantılı bir tutku olan işlerinin peşinden giden Deniz ve Duru, saplantılı bir intikamın peşinden giden Özge, hayata saplanıp çıkamayan felsefe üstadı olmuş yirmi bir yaşındaki Bilge ve diğer karakterlerle çok zorlama olmuş. İnsanın temel dürtüsü cinsellik her yere bolca serpiştirilip, yaşamın ve bunca oluşun amacının cinsellik olup olmadığının sorgulanmasına yol açarken, gerçek hayatta göndermeler yaparak bu hikaye gerçek olabilir, dikkat demeyi de ihmal etmemiş yazar. En iyi diye tanımlayabileceğimiz karakterlerde bile bolca yoz bir yan bulundurup, kendi felsefesini, yani insanlığın nasıl yozlaştığının vurgusunu yapmış. 
Kitapta kendi adıma en çok Özge'nin hikayesiyle ilgilendim. Diğerlerine göre daha gerçek geldi bana onun hikayesi. Ama abartılı tanımlamalarla karakterlerin özelliklerini sürekli vurgulaması, başından sonuna karakterlerin özelliklerini anlatıp durması, sıkıcı olduğu kadar, dalgalanan karakterler de yaratmış. Sevgiden ve adına sevgi diyebileceğimiz duygudan tamamen uzakta duran kitap, bütün karakterlerin birbirine yabancı olan doğası ve hepsinin aslında alışveriş içinde olduğunu başında vurgulamasıyla, doğru bir şey yaptım ben diyor sonunda. Böyle olmalıydı, çünkü bu tamamen alışveriş aslında. 
Sevmediğim diğer bir yan da, her hikayenin sonunda gelecekte böyle oldu, şöyle olacak, bunu yaşayacak diye tüyolar vermesiydi. Zaman zaman merak ettiğim, zaman zaman sıkıldığım, felsefesi ve felsefe yapanı bol, seksle süslenmiş bir üst tabaka romanı okumak isteyenler kaçırmasın. Sanat camiasının bu kadar yoz bir yer olmadığını da bilmeyenlere, bir oyuncu olarak söylemek isterim. Keyifli Okumalar.